Yarın 10 Mart'ta Akkuyu'da sanal da olsa bir temel daha atılacak. Bütün uyarılara bütün itirazlara rağmen inatla inşaatı sürdürenler, temel atma törenlerine bir türlü doyamayanlar, bir kez daha 11 Mart Fukuşima nükleer felaketinin yıl dönümü arefesinde boy gösterecekler.



Oysa dünya, yakın tarihin en
önemli nükleer felaketlerinden birini yaşadı Fukuşima'da.



Fukuşima nükleer santralini kuran mühendisler, kurduran yetkililer; teknik ve insani olarak alınabilecek
bütün önlemleri fazlasıyla aldıklarının söylemini yapıyorlardı. Ve muhtemelen
doğruyu söylüyorlardı. Ama takvimler 11 Mart
2011'i gösterdiğinde meydana gelen deprem ve sonrasında oluşan tsunami dünyanın en korunaklı nükleer santralini
yerle bir etti. Nükleer patlama sonrası su tanklarında biriken binlerce tonluk
radyasyonlu suyu ne yapacaklarını
şaşırmış durumda Japon yetkililer. Bu yetmezmiş
gibi 10
yıl sonra meydana gelen deprem nedeniyle tanklardaki radyasyonlu suda
önemli oranda azalmalar olmuş ve
Japon yetkililer bu



azalmanın nedenini açıklayamıyorlar. Bu azalma
iki nedenden olabilir; ya deprem sonrası oluşan çatlaklardan sızıntı
olmuştur veya depremi fırsat bilip tankları daha önce düşündükleri gibi denize
boşaltmışlardır. Anlaşılıyor ki nükleer
teknolojide en gelişmiş
ülkelerden biri olan Japonya
doğanın gazabı karşısında çaresiz kalmıştır.



Fukuşima nükleer felaketi, Çernobil nükleer felaketinin ardından
ikinci büyük nükleer
felakettir ve Çernobil nükleer
santralinin kurucusu ise çok tanıdık
bir firmadır ROSATOM.



Akkuyu nükleer santralini yapmaya devam eden ROSATOM şirketi,



sadece Rusya'da değil, nükleer santral inşa ettiği her yerde, inşa ettiği nükleer santrallerde şu veya bu
şekilde arızalar çıkan hem teknik hemde insani bakımdan sabıkalı olan Bir şirkettir. Ve bu şirket topraklarımızı deney sahası hâline getirmek istiyor. Akkuyu'da inşaatı
süren nükleer santralin aynısını kurdukları
Belarus'ta daha faaliyete geçmeden bir ay içinde iki defa arıza meydana geldi ve çevre ülkeler bu nedenle alarm durumuna geçti.
Belarus'taki nükleer santralin inşaatı sırasında dört buçuk metre yükseklikten düşürülen 330 tonluk reaktör basınç kabının akıbeti belli değil.
Macaristan-Mısır-Türkiye üçgeninde kullanacaklar,
piyango kime çıkarsa artık. Sayın yetkililer Rus ruleti oynuyorsunuz ama namlu
ülkemiz ve Akdeniz havzasında yaşayan
bütün halkların kafasına çevrilmiş durumda. Bunu milyonlarca insana yaşatmaya hakkınız yok!



Son dönemde bazı medya
kuruluşlarında nükleer santral güzellemeleri görünmeye başladı yeniden. Birkaç
tane genç çocuğun fotoğraflarını basıp altına nükleer santralin övgülerini yazmışlar. Kimisi Akkuyu NGS de çalışmaktan gurur duyduğunu söylerken
kimisi ülkemizin nükleer rüyasının gerçekleştiğini ifade ediyor, hızını alamayanlar
ise nükleerin temiz ve yenilenebilir
enerji olduğunu savunuyor. Ve tabi ki küçük bir alanda
çok yüksek derecede
enerji elde edileceği savunusu da var. Bu kadar yalanın
içinde bir parça doğru söylem var. Çok yüksek oranda enerji oluşuyor bu doğru, ama söylenmeyen asıl gerçek elde edilen bu enerjinin en fazla



%40'ı elektriğe çevrilir durumda,
geriye %60'lık enerji ısıya dönüşür ve bundan dolayı o ısıyı soğutmak için
hergün 28 milyon metreküp su gerekiyor. Ve sadece soğutma işlemi bile küresel
ısınmaya temel etken oluyor. Ayrıca "Yakıt Çubuğu"nun daha maden
çalışmasında "karbon ayak izi" ortaya çıkar. Bu gerçek nükleer
santrallerin çevre dostu olmadığının somut bir örneğidir.



Soğutma suyunu denizden alıp, ısınan
suyu tekrar denize deşarj eden borularda tıkanma olmaması için kullanılacak kloru saymıyoruz bile. Klor her turlü canlının yaşamını olumsuz etkilerken, yaşamın döngüsünde önemli
yeri olan bakterileri de yok ediyor. Yani bu genç çocuklar
ya yalan söylüyorlar yada önlerine konulanları okumuşlar ve umarız
ikincisidir!



Türkiye'nin
nükleer rüyasına gelince;



Dünya
alem biliyor ki teknoloji Rusya'da üretilip Akkuyu'ya monte edilecek ve nükleer
santral



üzerinde Türkiye'nin bir
tasarrufu olmayacak, yani Türkiye'nin nükleer rüyası aslında kâbusu olacak.
Nükleer santral anlaşmasındaki ilk maddede 'Yap-İşlet-Sahip ol' yazar. Ama
ülkemizin bir yükümlülüğü var; Dünyanın en pahalı elektriğini satın almak!



Yineliyoruz.....



10 Mart'ın sonu 11 Mart Fukuşima!



10 Mart’ta Akkuyu’da yabancı sermayenin ve
ülkemizde bir avuç işbirlikçi rantiyecinin yararına olan
bir inşaatın temel atma töreni olacak. Ama asla bu ülkede yaşayan büyük
çoğunluğun yararına olmayacak. Ve olası bir kazada ne kadar insanı öldüreceği, hastalandıracağı, yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakacağı ve
bunu kaç yıl boyunca yapacağı öngörülmesi mümkün olmayan bir riskle baş başa
bırakan bu tesis ülkenin ve çevre halkların yararına değildir.



35 yıl meydana gelen Ukrayna'da Çernobil ve 10 yıl önce Japonya'da Fukuşima nükleer felaketleri nedeniyle o bölgelerde tarım,
hayvancık yapılamıyor, deniz
kenarında olan Fukuşima'da balıkçılıkta bitmiş
durumdadır. Ve orada
ki hükümetler o bölgelerde ki insanları
uluslararası kabul gören radyasyon miktarının çok üzerinde olan radyasyonla başbaşa
bırakmış durumdalar.



Biliyoruz
ve sürekli dillendiriyoruz; kaza ve arıza olmazsa bile inşaatından çalışma
ömrünü tamamlayacağı süreye kadar geçen zamanda, nükleer santralin sadece
çalışması bile büyük ekolojik yıkıma neden oluyor. Yani nükleer santraller
felaketin kendisidir!



Yaşam Savunucuları olarak
diyoruz ki:



Bu
ülke bu yıkımı hak etmiyor ve bu bir talep değildir Yapamazsınız!



Diyoruz ki; bizi uluslarüstü sermayeye daha fazla bağımlı
kılan işleri bırakın
artık! Diyoruz ki; 10 Mart'tın
sonu 11 Mart Fukuşima!