81 yıl önce, 6 Ağustos 1945 sabahı Hiroşima'ya, üç gün sonra ise
Nagazaki'ye atılan atom bombaları yüz binlerce insanın yaşamını birkaç saniye
içinde yok etti. 1945 yılı sonuna kadar her iki bombanın etkisiyle 283.000 can
kaybı yaşandı. Hayatta kalanlar ise yaşamları boyunca radyasyonun ağır
sonuçlarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Hiroşima ve Nagazaki yalnızca
tarihin en büyük insanlık suçlarından biri değil, nükleer silahların insanlık
için ne anlama geldiğinin en acı kanıtlarındandır. Aradan geçen 81 yıla rağmen
insanlık bu felaketten gerekli dersleri çıkarmış değildir.
Bugün dünyada
binlerce nükleer silah varlığını sürdürmekte, savaşlar, bölgesel çatışmalar ve
silahlanma yarışı her geçen gün daha tehlikeli bir boyut almaktadır. Nükleer
silahların kullanılmasının açıkça tartışılabildiği bir uluslararası iklim,
yalnızca belirli ülkeleri değil, bütün insanlığı, doğayı, yaşam alanlarını ve
müştereklerimizi tehdit etmektedir. Nükleer silahların varlığı, başlı başına
küresel bir güvenlik sorunudur.
Nükleer Tehlike Yalnızca
Silahlardan İbaret Değildir
Nükleer
santrallar, savaşta da barışta da ciddi riskler taşımaktadır. Çernobil ve Fukuşima
felaketleri bunun en somut örnekleridir. Bugün Ukrayna'daki savaşın gölgesinde
nükleer tesislerin hedef haline gelmesi, nükleer teknolojinin hiçbir koşulda
güvenli olmadığını yeniden göstermiştir. Benzer şekilde, yakın zamanda İran ile
İsrail arasında yaşanan ve ABD'nin de doğrudan müdahil olduğu askeri gerilim,
nükleer tesislerin hedef alınmasının yaratacağı sonuçları yeniden dünya
gündemine taşımıştır. Savaş koşullarında nükleer tesislerin askeri hedef haline
gelmesi, nükleer teknolojinin yalnızca işletildiği ülkeler için değil,
sınırları aşan sonuçları nedeniyle bütün bölge halkları için ortak bir tehdit
olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Türkiye ise
bütün bu gelişmelere rağmen nükleer enerji politikalarındaki ısrarını
sürdürmektedir. Akkuyu Nükleer Santralı işletmeye alınmaya çalışılırken,
Sinop’ta ilerletilen süreç ve İğneada için yeni nükleer santral projeleri
gündemde tutulmaktadır. Üstelik sınırımıza yalnızca 16 kilometre uzaklıkta
bulunan Ermenistan'daki Metsamor Nükleer Santralı da yaşlanan altyapısıyla
bölge halkları açısından önemli bir risk oluşturmaya devam etmektedir.
Nükleer enerji politikaları yalnızca teknolojik bir tercih değil, aynı
zamanda kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına, enerji sisteminin kimlerin
yararına şekilleneceğine ve geleceğin nasıl kurulacağına ilişkin siyasal bir
tercihtir. Nükleer yatırımların çeşitli teşvik, KDV istisnası ve ayrıcalıklarla
desteklenmesi, kamusal kaynakların toplum yararı dikkate alınmaksızın, tüm
riskleri ve zararları halkın üzerine yıkılarak piyasanın kâr hedeflerine göre
kullanılmaya devam edildiğinin bir göstergesidir. Enerji, toplumun ortak gereksinimleri ve gelecek
kuşakların yaşam hakkı gözetilerek planlanması gereken kamusal bir haktır.
Bugün iklim değişikliğinin, biyolojik çeşitlilik kaybının ve derinleşen
eşitsizliklerin yaşandığı bir dünyada çözüm daha fazla silahlanmada, daha fazla
nükleer tesiste ya da yeni güvenlik duvarlarında değildir. Çözüm, halkların
barış içinde yaşadığı, enerjinin kamusal yarar doğrultusunda planlandığı,
doğayla uyumlu ve demokratik bir toplumsal düzenin kurulmasındadır.
Bu yıl dünya, bir yandan "iklim değişikliğine" çözüm arayışıyla Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek olan COP31'e
hazırlanırken, diğer yandan nükleer enerji yeniden "iklim çözümü"
olarak pazarlanmaktadır. Oysa iklim değişikliğini, savaşları ve ekolojik yıkımı
birbirinden bağımsız sorunlar olarak görmek mümkün değildir. Silahlanmaya
ayrılan kaynakların arttığı, enerji politikalarının şirket çıkarları
doğrultusunda şekillendirildiği bir dünyada ne doğayla uyum içinde bir yaşamdan
ne de kalıcı barıştan söz edilebilir.
Hiroşima'dan ve Nagazaki’den yükselen en güçlü çağrı, yaşamdan yana
olmaktır. Bugün hayatta kalan Hibakuşaların sayısı her
geçen yıl azalıyor, ancak onların tanıklıkları yalnızca geçmişin acılarını
anlatmamakta; insanlığa nükleer silahların ve nükleer savaşların hiçbir koşulda
kabul edilemeyeceğini haykıran ortak bir vicdan çağrısı niteliği taşımaktadır. Bizler de bu çağrıyı sahipleniyoruz ve
ekliyoruz: Hiroşima'nın hafızasını yaşatmak, yalnızca geçmişi anmak değil,
geleceği ve yaşamı savunmaktır.
Dünyanın, nükleer silahlarla yok olma tehdidinden
kurtarılması, bölge ve dünya barışının sağlanması ve barış ortamının korunması
için yıllar süren çabalar sonucunda, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel
Kurulunda, Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması ezici bir çoğunlukla kabul
edilmiş ve 2021 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşma, hükümet tarafından
daha fazla vakit kaybedilmeden imzalanmalı ve TBMM gündemine alınarak
onaylanmalıdır. Bölgemizi ve halkımızı tehdit eden, ülkemizdeki ABD-NATO
nükleer silahları da derhal kaldırılmalıdır.
Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasını
desteklemek ve bütün dünya ülkelerince kabulünü sağlamak üzere, Nükleer
Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (ICAN –
International Campaign to Abolish Nuclear Weapons) tarafından oluşturulan
Şehirlerin Talebi hareketine, üye olan binlerce dünya kentinin yanında, Türkiye
ve dünya kentlerine örnek olacak biçimde, önce Fındıklı sonra Sinop ve Gerze
Belediyeleri meclis kararlarıyla katılmışlardır. Hiroşima felaketinin yıl
dönümünde, ülkemizin bütün yerel yönetimlerine, bu kampanyaya katılmaları
çağrısını bir kez daha yineliyoruz.
Nükleer silahların gölgesinde değil, halkların eşitlik ve barış içinde yaşadığı,
doğanın bir sömürü nesnesi değil, yaşamın ortak zemini olarak görüldüğü bir
gelecek mümkündür. Bunun için mücadele etmeye, dayanışmayı büyütmeye ve nükleer
karşıtı sesi yükseltmeye devam edeceğiz.
Türkiye'de yarım asrı geride bırakan bir toplumsal birikime sahip olan Nükleer
Karşıtı Platformun yürüttüğü mücadele, yalnızca bir teknolojiye karşı değil,
yaşamı, doğayı ve geleceği geri dönülmez risklerle yüz yüze bırakan
yaklaşımlara karşı verilmiştir. Bugün de aynı kararlılıkla bilimin, kamu
yararının ve yaşam hakkının yanında durmaya devam ediyoruz.
Hiroşima'nın
81. yılında bir kez daha yineliyoruz:
- Nükleer silahlar tümüyle
ortadan kaldırılmalıdır. ABD-NATO
nükleer silahları derhal ülkemizden temizlenmelidir.
- Nükleer silahların yasaklanmasına ilişkin
antlaşmalar eksiksiz yaşama geçirilmeli, tüm devletler bu sürece
katılmalıdır. Türkiye, zaman
geçirmeden Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasını imzalamalıdır.
- Türkiye nükleer enerji politikalarından vazgeçmeli; Akkuyu, Sinop ve
İğneada projeleri durdurulmalıdır.
- Barıştan, yaşamdan ve ekolojik bir gelecekten yana mücadele
büyütülmelidir.
Hiroşima'yı ve
Nagazaki'yi unutmadık.
Çernobil'i ve Fukuşima'yı
unutmadık.
Nükleer Karşıtı Platform (NKP)
6 Ağustos 2026