Ölmezoğlu: "Yalnızca bir enerji ya da güvenlik meselesi değil"
Açılışta konuşan Eylem Ölmezoğlu, Hiroşima ve Nagazaki‘de yaşananların yalnızca Japonya‘da değil, insanlığın ortak hafızasında da silinmez izler bıraktığını belirterek, aradan 81 yıl geçmesine rağmen nükleer tehdidin ortadan kalkmadığını vurguladı. Rusya-Ukrayna Savaşı ile İran, İsrail ve ABD arasındaki gerilimin nükleer tesislerin savaş koşullarında karşı karşıya kalabileceği riskleri yeniden gündeme getirdiğine, bir yandan da nükleer enerjinin iklim değişikliğine çözüm olarak pazarlanmaya çalışıldığına dikkat çeken Ölmezoğlu şunları söyledi: "Nükleer meselenin yalnızca bir enerji ya da güvenlik meselesi olmadığını; yaşam hakkı, barış, doğanın korunması ve gelecek kuşakların yaşamı açısından birlikte değerlendirilmesi gereken bir konu olduğunu vurgulamaya devam edeceğiz."
Kaboğlu: "Türkiye Cumhuriyeti aynı zamanda bir çevre devletidir"
Panelin açılış sunumunu yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu, bu konularda bilgi kirliliğinin sürekli bir olgu olduğunu, dolayısıyla doğru bilgiyi paylaşmanın taraf olmanın ötesinde önem taşıdığını belirterek konuşmasına başladı. Kaboğlu, Anayasa‘nın çevreyi koruyucu hükümlerini "ülkesel değerlendirme" kavramı çerçevesinde bütüncül olarak okumak gerektiğini söyledi: "Türkiye Cumhuriyeti‘nin bir hukuk devleti, bir sosyal devlet olduğunu söylüyoruz. Peki Türkiye aynı zamanda bir çevre devleti midir? Anayasa‘da açıkça böyle yazmasa da, 2. maddeden 169 ve 170. maddelere kadar öngörülen çevresel haklar; doğal, tarihsel ve kültürel varlıkların korunması; kıyılar ve tarım arazileri bir bütün olarak değerlendirildiğinde Türkiye Cumhuriyeti aynı zamanda bir çevre devletidir."
Anayasa‘nın 56. maddesinin devlete ve yurttaşlara üçlü bir yükümlülük yüklediğini hatırlatan Kaboğlu, "Çevreyi korumak, bozulmasını önlemek ve geliştirmek yalnızca devletin değil, yurttaşların da görev ve sorumluluğudur. Bu, aynı zamanda ülkesel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması bakımından kuşaklar arası hakkaniyeti karşılayan anayasal bir yükümlülüktür" dedi. Kaboğlu, bu okumanın bağlayıcı sonuçları olduğunu şu sözlerle özetledi: "Nasıl ki hukuk devletine aykırı işlem yapamazsınız diyorsak, Türkiye Cumhuriyeti bir çevre devletidir; bunu ihlal edici düzenlemeler, işlemler ve eylemler yapamazsınız. Bunun da Anayasa‘da açık ve örtülü kaynakları vardır."
Konuşmasında dört yıl dört ay önce Meclis‘e getirilen 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu‘na değinen Kaboğlu, kanunun yasama sürecine ilişkin eleştirilerini şöyle dile getirdi: "7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu, Meclis Genel Kurulu‘na yıldırım hızıyla getirildi. Nükleer atıkların transferinden radyoaktivite yayma riskine kadar pek çok hüküm Cumhurbaşkanı kararına bırakıldı. Biz muhalefette ‘bu konular kanun konusudur, Cumhurbaşkanlığı kararına ya da yönetmeliğe bırakılamaz‘ derken, aynı gün Sarayda Cumhurbaşkanlığı bürokratları buna paralel bir kararname hazırlıyordu."
Kanunun 11 maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi‘ne 247 sayfalık bir başvuru yaptıklarını aktaran Kaboğlu, "Ne var ki Anayasa Mahkemesi dört yıl dört aydır bir karar vermiş değil. Sorumluluk yalnızca yasamada değil; yasama, yürütme ve yargının bütününde yer alan organlardadır" ifadelerini kullandı.
Akkuyu Nükleer Santrali sürecine de değinen Kaboğlu, "Türkiye Cumhuriyeti kural olarak yalnızca devletlerle sözleşme yapar. Oysa Akkuyu sürecinde on yıl önce bir Rus firmasıyla sözleşme yapıldı; buradaki amaç, Anayasa Mahkemesi‘nin denetimini önlemekti" dedi. Kaboğlu, Türkiye‘nin taraf olduğu ve olması gerektiği halde imza ve onaydan kaçındığı uluslararası sözleşmelere de dikkat çekerek konuşmasını tamamladı.
İlhan: "Nükleer silahlar en insanlık dışı silahlardır"
"Nükleer Silah mı, Yaşamak mı?" başlıklı sunumunu yapan NÜSED Başkan Yardımcısı Dr. Bayazıt İlhan, meseleyi keskin bir soruyla ortaya koydu: "Nükleer silahları mı destekleyeceğiz, yoksa bu dünyada ağacından böceğine, bütün canlılarla birlikte barış içinde ve sağlıklı yaşamayı mı tercih edeceğiz? Soru bu kadar keskin."
1945‘te ABD tarafından Hiroşima ve Nagazaki‘ye atılan iki atom bombasının, "küçük oğlan" ve "şişman adam" gibi isimler verilen bu ölüm makinelerinin Japon halkı üzerinde büyük bir katliam gerçekleştirdiğini hatırlatan İlhan, nükleer silahların niteliğini şöyle anlattı: "Nükleer silahlar kitle imha silahlarıdır; şimdiye kadar geliştirilmiş en insanlık dışı silahlardır. Dünya, bu silahların ayrımsız biçimde tüm canlılar ve doğa için yıkıcı olduğunu yaşayarak gördü. Bu silahlar ulusal ve uluslararası güvenliği sağlamıyor, tam tersine tehdit ediyor."
İlhan, silahların yalnızca kullanıldıklarında değil, denendiklerinde bile büyük zarar verdiğini vurgulayarak, "Yalnızca 1945-1980 arasında yapılan atmosferik nükleer denemeler nedeniyle dünya genelinde yaklaşık 2,4 milyon insanın bu testler kaynaklı kanserlerden hayatını kaybedeceği hesaplanıyor" dedi.
Dünya üzerinde 12 binin üzerinde nükleer savaş başlığı bulunduğunu, tek bir bombanın yoğun nüfuslu bir kente atılması durumunda milyonlarca can kaybına yol açabileceğini aktaran İlhan, Türkiye‘nin durumuna ilişkin talebi net biçimde ifade etti: "Türkiye, kendisi nükleer silah üretmediği halde başka ülkelerin nükleer silahlarını topraklarında bulunduran ülkelerden biri. Uluslararası çalışmalar Türkiye‘de ABD‘ye ait 20 atom bombası bulunduğunu ifade ediyor. Biz bu silahların tümüyle Türkiye‘den uzaklaştırılmasını, ülke topraklarının nükleer silahlardan arındırılmasını talep ediyoruz."
İlhan, geçtiğimiz yıl Dünya Sağlık Asamblesi‘nde nükleer silahların halk sağlığı üzerindeki etkilerinin araştırılmasına ilişkin önergede Türkiye‘nin çekimser oy kullanmasını da eleştirdi. Nükleer silah harcamalarındaki artışa dikkat çeken İlhan, "Nükleer silaha sahip 9 ülke, 2025 yılında atom silahlarını üretmek ve geliştirmek için yaklaşık 120 milyar dolar harcadı. Bu, saniyede 3 bin 768 dolar demek" dedi.
Sunumunda nükleer silah–sermaye ilişkisine özel bir yer ayıran İlhan, silahlanma yarışının arkasındaki kâr hesaplarına işaret etti: "Bize sürekli ‘caydırıcılık için bizim de nükleer silahımız olmalı‘ deniyor. Oysa bu silahlanma yarışının arkasında ciddi kâr hesapları olan şirketler var. 2025‘te en az 25 şirket, nükleer silahla ilgili faaliyetlerinden en az 38 milyar dolar kâr etti."
Bu kaynakların insanlık yararına kullanılması durumunda nelerin yapılabileceğini örneklerle anlatan İlhan, "ABD‘nin yalnızca bir yıllık nükleer silah harcaması, ciddi gıda güvencesizliği yaşayan 445 milyon insanın hayatını kurtarabilirdi" dedi. İlhan konuşmasını, nükleer silahların yasaklanması için yerel yönetimlerin de harekete geçmesi çağrısıyla tamamlayarak; ICAN‘ın "Şehirlerin Talebi" hareketine katılan Fındıklı, Sinop ve Gerze belediyelerine teşekkür etti.
Moriyama: "Hibakuşasız bir çağ yaklaşıyor"
Panelin son konuşmacısı Kiko Network‘ten Takuya Moriyama, nükleer felaketleri bizzat yaşayan hibakuşaların tanıklıklarının geleceğe aktarılması çabalarını anlattı. Yıllar önce İstanbul‘da öğrenci olarak bulunduğu dönemde nükleer karşıtı etkinliklere katıldığını hatırlatan Moriyama, Japonya için giderek büyüyen bir soruna dikkat çekti: "Bugün hibakuşaların yaş ortalaması 86‘yı geçti. Her yıl yaklaşık 10 bin hibakuşa hayatını kaybediyor. Artık hibakuşasız bir çağ yaklaşıyor. Onların yaşadıklarını geleceğe nasıl taşıyacağımız, Japonya için çok büyük bir soru."
Nükleer silahların yol açtığı acının patlama anıyla sınırlı kalmadığını vurgulayan Moriyama, "Nükleer silahların zararı 1945‘te bitmedi. İnsanlar patlamadan sonra da yıllarca engellerle ve ayrımcılıkla yaşamak zorunda kaldı" dedi. Japon gençlerin bu hafızayı yeni teknolojilerle — artırılmış gerçeklik uygulamaları ve yapay zekâyla renklendirilen fotoğraflarla — kendi meselelerine dönüştürdüğünü aktaran Moriyama, uzun yıllardır barış için çalışan hibakuşa Masako Wada‘nın sözünü paylaştı: "Bugünün dinleyicisi, yarının anlatıcısıdır." Moriyama konuşmasını, "Barış hafızasını korumak yalnızca Japonya‘nın değil, tüm dünyanın ortak görevidir. Nükleersiz bir dünya için sınırları aşarak birlikte çalışalım" çağrısıyla tamamladı.
"Yaşamın yanında mücadeleye devam"
Panelin kapanışında tekrar söz alan Eylem Ölmezoğlu, üç konuşmacının 81 yıl önce Hiroşima ve Nagazaki‘de yaşanan felaketi farklı açılardan değerlendirdiğini ve bugünkü yansımalarını birlikte ele aldıklarını belirtti. Ölmezoğlu, Nükleer Karşıtı Platform olarak "nükleerin karşısında, yaşamın yanında" mücadeleyi sürdüreceklerini dile getirerek katılımcılara teşekkür etti.



